“RUHUN GÜZEL EYLEMİ”NİN İZİNDE: SEVDANIN HÜKMÜ BAKİ DEFTERİ – BERDÜCESİ
“RUHUN GÜZEL EYLEMİ”NİN İZİNDE: SEVDANIN HÜKMÜ BAKİ DEFTERİ
Harun KADIOĞLU
“iç evini yakan ayartmaların kasrından
bir ima anlatılmış lanetlerin ıslığı
Âd:
İrem çiçeklerinin ahı sevdanın hükmü baki defterinde”
Şiir, deneme ve biyografi yazılarıyla tanıdı- ğımız Ömer Erinç’in -Duran Boz, Nuri Pakdil’in kendisine bir nevi armağanı olan bu ismi şiirle- rinde müstear ad olarak kullanmaktadır- Sevda- nın Hükmü Baki Defteri kitabı Hece Yayınlarından Eylül 2004’te yayımlandı. Erinç’in ilk şiir kitabı olan Turna Gözleri ve Karanfil (1991) ile Hece Dergisi’nde yayımlanan şiirlerinin yer aldığı Geniş
Zaman Süvarileri (1999) kitabında bulunan şiirlerinin yanı sıra, kitaplarda yer almayan şiirlerinin de dahil edildiği Sevdanın Hükmü Baki Defteri, şairin 1980-2006 yılları arasında yazmış olduğu şiirlerini içermektedir. Erinç’in Toplu Şiirler alt başlığı ile yayımlanan kitabındaki şiirlerin ana izleği bizleri, şairin gençliğinden itibaren şiir diliyle kurduğu insanın hâllerini seyreyleme- ye, yaşamı rikkatle okuyan bir gönle ve o gönlün devinimlerine dair duygu durumlarını içeren dizelere götürür. Erinç’in dört farklı şiir kitabında içinin ırmaklarını akıttığı şiirlerin izleğinin takip edilebildiği Sevdanın Hükmü Baki Defteri’nde şair, birden çok temi ele alır. Edebiyat Dergisi’nden İkindiya- zıları ve Hece Dergisi’ne uzanan uzun şiir serüveninde şairin farklı hâlleri şiirlerine yansıtması, hareket ve yenilik içerisinde olması doğaldır. Şekil anlamında modern şiirin biçim ve imkânlarıyla şiirlerini meydana getiren Erinç, ele aldığı temalar bakımından da anılar, insanın kaygıları, bulantı hâli, zaman, yağmur, yalnızlık, deniz, dağ, tren, yolculuk gibi modern şiire dair hususları şiirlerinde işler. Ancak bir yandan da kaynağı Kur’an olan kıssaları konu edinen şair, bu yönüyle geleneğe yaslanmayı sürdürür. Şair, Dağların Tutkusu’nda “haramın silolandığı/çimento gidiş dönüşleri/tırnakları kan rengi kadınların/ellerine güpegündüz; apak sayfalar tutuşturduk/dönüp bakmadık bir daha” derken modern şiirin im ve imkânlarını kullanırken,
Mızıka şiirinde “evvelden ahire/kundaklar geceyi/şimdiki konuğumuz/Ebabil/ yok olan Babil” dizeleriyle geleneği modern şiirin ifade tarzıyla okura taşır.
Şair bu kitapta nasıl bir arayış içindedir, okuru hayatın, duyguların, kalbin hangi biçimlerine çağırmayı gaye edinir yahut böyle hedefleri var mıdır dendiğinde tüm bunların cevabı için şiirlerinin tekrar tekrar okunmasının ve şairin poetikasının bilinmesinin zarureti ortaya çıkar. Erinç’in şiire ba- kışının izleri, kendisiyle yapılan bir söyleşide sorulan “Şair bir estetisyen midir, acı çeken biri midir?” sorusuna karşılık olarak verilen cevapta gizlidir. Erinç’e göre acının, sevginin, coşkunun, aşkın bir tezahürü olarak kelime- lerle senli benli oluşunu dilin en güzel ifade kalıpları içerisinde yürürlüğe girdiren, acı çeken bir ruhun çığlığı olarak şiiri gök kubbeye salan şair, “var bulunan, var kılınmaya çalışılan bir hayatın trajedisiyle veya memnun olunmuş yanıyla bağlısı bulunduğu ideolojik çerçeve içerisinde dünyaya, hayata, eşyaya, kendi benine, başkalarının benine baka baka ruhundan, iç evreninden disipline edilmiş bir ses ve söz yığınını ortaya döker.” Hayat trajiktir, bulunduğu düşünsel dünyanın ruhuna uygun olarak eserinde de bu ifadeleri destekleyen dizelere yer verir şair. Hastalık çilesiyle sınanmış Hz. Eyyub kıssasına atıfla “yunuyor Eyyub/mihmanı bol toprakların suyunda”; kardeş ihanetiyle yaralanmış Hz. Yusuf kıssasına telmihle “kardeş zulmüne açılan kapılarda/çağlar ağlaşır Yusuf ’um deyû”; evlat hasreti çeken ve Kenan ilindekilerce kıskanılıp sürgün edilmek istenen Hz. İshak’ı anma babından “İshak diliyle/oğul veren hülya/Kenanlılardan yâr olmaz/uçurumlardan diyar olmaz”; Kabil’in işlediği cinayete göndermeyle “öldürmek utancın belgesi/ kardeşim sen/uzandıkça boylu boyunca/şaşkınlığım adresim benim/ey karga/öğret bana/mezar kazma bahsini/bilmedim hiç/ölüler nerde yatar”; ilk günahın hüznüne telmihle “şeytanın kurmaca dili…/ben yedim/gör- medim zarar/gel sen de ye/ya Âdem/ruhum üryan/ben üryan” ve Kerbelâ hadisesinde yaşanan meşum acılara atıfla “yaşamak bendini çözen Hüseyin/ seninle aynı resimdeyiz/Kerbelâ göklerinde uçuşan can gibi” dizeleri yer alır kitapta. Her biri insanın trajedisiyle ilgili olan bu olaylar aynı zamanda insanın dünyadaki duruşuna dair sorgulamaya da kapı aralar ve Erinç’in şiirlerinde felsefi bağlamdan bağımsız şairane bir duyarlılıkla var oluşa dair soruları/sorunları da okuruz.
Çağlayan bir ses vardır Erinç’in şiirlerinde. Dizeler, akan suyun önündeki taşı iterek durmaksızın ilerlemeyi arzulaması gibi biteviye ileriye doğru atılmak ister gibidir. Ara ara yükselse de bu ses, sözü edilen çağıltının dağ başından gürül gürül dökülen bir şelale çağıltısından ziyade vadiden usul usul inen şelalelerden akan su sesini andırdığı söylenebilir. Bizatihi şelale kavramını da şiirlerinde kullanır şair. Erinç’in şiirinin başlığından ilhamla söylersek “gamzesi ballanan güzellerin/rengâhenk semahları söylendikçe/ şelaleye dönüşen kalbim/aşk ile uyarılan/merhametin gösterisine karışır” ve de kalbin bir güzel eylemi olur şiir.
“Erinç’in Toplu Şiirler alt başlığı ile yayımlanan kitabındaki şiirlerin ana izleği bizleri, yaşamı rikkatle okuyan bir gönle ve o gönlün devinimlerine dair duygu durumlarını içeren dizelere götürür.”
Bazıları doğrudan şiirlerde yer alan bazıları ise çağrışımlar yoluyla zihnimizde beliren çığlık, hıçkırık, ses, çöl, gurbet-sıla, sınanma, dua, acı, kent-şehir-balkon, yağmur, kahır, ayrılık, içli, ağrılı, hüzün, yalnızlık, hakikat, kader, gözyaşı, devinim, akış, çağ, sürgün, sarsıntı, ecel-ölüm, sancı, yürek-gönül-kalp, çöl, ikindi, kırılgan, hiddet, Kudüs, aşk, cürüm, düş-rüya gibi kavram ve imler, Erinç şiirlerini anlamlandırmamıza katkı sunan anahtar ifadeler olarak karşımıza çıkar. Bu ifadelerdeki “bireysel tını” her ne kadar modern şairlerde gördüğümüz bireysel iç bunalımını, varoluş açmazını veya korkuları çağrıştırsa da Erinç’in şiirinin düşünsel ve duyuşsal anlamda yaslandığı Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt damarının öğretimsel boyutunun Erinç şiirine etkisi bu duruşu modern şairlerden farklı bir konuma oturtmamızı sağlar. Şiiri- mizde bireyin kaçışı ve arayışı üzerinden okunan İkinci Yeni şiirinin ve 1980 sonrası modern şiirin biçimsel anlamda imkanlarıyla buluşan ancak öz ve söylem bağlamında kendi iç dinamiklerini taşıyan Erinç’in şiirleri bu yönüyle irfani bir gelenekten beslenmekte, bu geleneğin sesini te- rennüm etmektedir denebilir. Erinç’e göre Tanrı ve ilkelerini hissettiren şiir, hakikati aramada yollardan birisidir. Ancak şiir “İdeolojik telkinlerin deltası” olmamalıdır. Bu cepheden Erinç’in şiirlerine bakıldığında yer yer şairin düşünsel yönünün izleri görülür. Ancak şairin bu düşünsel yönü, belirlediği hakikatin izleğinden ilerleyerek, sloganik kalıplara kapılmadan okura duyurmaya çalıştığı söylenebilir. Şair, şiiriyle ilgili bu hususu “uy- garlığımın yapıtaşlarını savunuyorum” sözleriyle açıklar (Okuntu, 2002).
Kitapta yer alan ilk şiirlerde, görece sonraki şiirlere nazaran daha kısa bir yapı ile karşılaşır okur. Turna Gözleri ve Karanfil bölümündeki şiirlerde okura söylemek istediklerini dışa vuran, sesinin yankısını duyurmaya çalışan bir anlatım tarzını benimser şair. Geniş Zaman Süvarileri’nde yer alan şiirlerle birlikte yapı olarak uzayan, kelime dağarcığının genişlediği, imgesel dile ek- lemlenebilecek bir şiir anlatı biçimi görülmeye başlar. Konular artık daha bir içe yönelir, insanın özüne dönük bir anlam dünyası sarar okuru. Bu bölümde dini metinlere ve kıssalara göndermelerin arttığı dizeler görülür. Bu biçimsel özellikler kitabın üçüncü bölümü-kitabı olan Karanfil Yoğuran Irmaklar’da da devam eder. Kitabın dördüncü ve son bölümü-kitabı olan Kozasını Çapalayan Kelebekler ile birlikte şairin tekrar şiirlerde kısa anlatıyı tercih ettiği fark edilir.
“Ömer Erinç’in şiiri fısıltıyla okuruna bir hakikatin izini bulabilmeyi teklif eder.”
Okura Kalbin Hakikatini Fısıldayan Şiirler
Ömer Erinç’in şiiri fısıltıyla okuruna bir hakikatin izini bulabilmeyi teklif eder. Teklif edilen yolu takip eden okur, ezelden ebede ulaşan hakikatin peşinde insanın durduğu “an” ve “yer” bağlamında hissesine düşeni alacaktır denebilir. Şair bazen teklifini açık açık dizelerine yansıtır. “sürgünü yaşayan zambak/dağlarda aradı kaybını/sen zamanı çaldırdın/nerdesin hey insan/ses ver işiteyim/toprak özün/su uygarlığın/ses ver işiteyim” Ve bazen de bir sır gizlidir dizelerde, okuyucunun keşfine bırakılan: “ol denilince olgunlaşan başak/sırlara ayarlanan gökte şimdi/bilincin suyla donanması/en uzun secdesi yer/yüzünün” diyen Erinç, kitaba ismini veren Sevdanın Hükmü Baki Defteri şiirinde sırlarla yine baş başa bırakır okuru “Ahkâf:/nesli kahreden bir sırdır/ bağrına alevler eken ahali/poyraz bir mermi/sefere gidenlerin albümünde”
KAYNAKÇA
- Boz, Duran (2024), Sevdanın Hükmü Baki Ankara: Hece Yayınları.
- Okuntu (2002), Uyanık Olma İmkânı Olarak Şair ve Şiir, Okuntu Dergisi, 7 (Temmuz-Ağustos).

























