SEMİHA KAVAK – SEFERİ YAZILAR*
Ömer Erinç – Hece Yayınları

Şedid bir maneviyatın ebedî seferi…
Anadolu’dan yazmak zordur. Sesini duyurmak, nâmesini gök kubbede bir hoş sâdâ olarak bırakabilmek kolay değildir.
İnsanın gerçeğine dair bilginin, hakikat yoluyla elde edileceğini vurgulayan ve iradenin önemine dair bize önemli ipuçları veren, şiirlerle bezenen satırların içerisindeki itinalı kelimelerle bunu daha da derinleştirip insanı iç dünyasındaki hesaplaşmalarla birlikte sarsıcı sorgulamalara itebilecek bir kitap alıyorum elime: Seferî Yazılar.
Erinç, zoru başaran düşünce adamlarından biri olarak mânâ ve üslûp dili yüksek, fikirli cümlelerini nakş ettiği bu kitapla bizi neredeyse unuttuğumuz kendi gerçekliğimizi daha iyi sorgulamaya, anlamaya götürebilecek şekilde sesleniyor. Dünyanın bunca keşmekeşinde, kulak kabartıp duyabileceğimiz ve duyurabileceğimiz bir ses.
Farklı yerlerde ve pozisyonlarda birçok editörlük görevi üstlenmiş olan Ömer Erinç’in Hece Yayınları’ndan çıkan ve yirmi beş denemeden oluşan kitabı 2 bölümden oluşuyor. Kitabın 1. bölümü on beş deneme başlığı bulunan Kalem Hakkı adı altında toplanıyor.
2.bölüm ise Kameradaki Görüntü adıyla dikkat çekiyor. Burada 10 deneme ile karşılaşıyoruz.
Kalem Hakkı adlı birinci bölümde Gülbank Çekmek başlıklı çalışmada insanın kendini bilmek sorumluluğundan uzaklaştıkça kendine yabancılaşmasının yarattığı umutsuzluğun ve buhranın insanı büyük açmazlara sürükleyebileceğini anlatıyor;
“İnsan; kendisi olmak edimini unutarak varoluşuna yabancılaşıyor.”
“Dünyevîliğin tekdüzeleştiren kumanyasına güdülenerek, kök bilgisine ıraklaşıyor. Gönül kâşanesini ufalamaya azmettiriyor iradesini.”
“Yaşadığının, yaşayacağının seçicisi olamıyor. Bağımsızlaşamıyor. İdealsiz muhariplerin kıskacından! Tanrısını kendi yapıp ona tapan vahşilerin tamtamına öykünüyor. Helalinden kazanılmış özgünlük fiyakasını kuşanamıyor.”
Yine aynı bölümde Menkıbesini Okuyan Dağların Türküsü başlıklı denemede hakikati ıskalayıp zamanın nesnesi haline gelen/getirilen insanın ne denli bir bunalımın eşiğine sürüklendiğini yine o yoğun üslubuyla dile getiriyor;
“Günümüz insanı, kalbiyle barışık olmamayı seçti. Başkalarınca tasarlanan oyunları oynamak tutkusunu geliştirdi sürekli. Kendisi kalarak bir değer koyamadı ortaya.”
“Yapay bir dünyada açmazlara çare bulunacağı vehmini taşıyordu herkes. Ne ki oyunun sahneleyicileri fırsat tanımak istemiyordu kimseye. Yeminler ve şeytanîliklerle beklentiler örtülüyordu.”
Ruh iskelesini çökertmek önemliydi cadılar için. Gerisi kolaydı.”
“Aşkın olanla bağlantısını iplemeyen kişiyi avlamak daha bir kolaylaşırdı çünkü.”
2. Bölüm ise biraz daha genel konuları içeriyor. Bu bölümde Renklerin Alacasından Kıyametler Getiren Seyyah adlı çalışmada manevî dünyasından gittikçe uzaklaş(tırıl)an insanın karanlık bunalımların çaresizliğiyle gelebileceği isyan noktalarına değiniliyor.
“Dayatılan hayat; varlığı özgül dünyasına kayıtsızlaştırıyor. Hormonlu ülkülerin aleladeliğini yürütüyor kalpte. İçten davranışların palazlanmasına imkân tanımıyor. Himaye edilen baş üstüne efendimciliğin neşvünemasını sağlıyor ancak.”
“Kök ağacı çürütülen aşkların; yatağını bulması zorlaşacaktır, imkânsızlaşacaktır eninde sonunda.”
“Evlere döşenen aynalardan / Kaçalım / Kalbe tokuşan reklam panolarından / Acıların ortağı / Dağlara dönelim yeniden / Sevgilinin ezelî davetine”.
Denemeler öğretici ve düşünsel yanları çok olan güncel ya da güncel olmayan konular hakkında düşüncelerin yazıldığı türlerdir. Konular hakkında düşünce ortaya koymak subjektiftir. O halde eleştirilebilir. Ya da onaylanmayabilir/aynen tasdik edilebilir. Bu bizi denemeleri daha kolay okumaya iter. Bununla birlikte denemeler, yoğun düşünce birikimlerini bünyesinde barındıran ve okuyucuya bir başka dünya sunan metinler olarak dikkat çeker.
Kitapta; analiz gücü gerektiren, derinlikli konuların güçlü bir üslûpla aktarılarak yazıya fazlasıyla coşkunluk kattığını görüyoruz.
Sıradan anlayışların meydanları kuşattığı bu çağda duyarlı bir sese dikkat kesilmek, Söz’ün peşine düşmek, düşünceyi asli sıfatlarına kavuşturmak hiç de kolay değil. Edebiyatın içinde bulunduğu bulanık durumu göz önüne alırsak Erinç’in satırlarının bizi bir başka duyarlı dünyaya davet ettiğini

























