KASIM 2025 DERGİLERİNE GENEL BİR BAKIŞ-1 – Mustafa UÇURUM

Yitiksöz’den Transhümanizm Dosyası

Yitiksöz dergisi 31. Sayısında hazırladığı Transhümanizm, İnsan ve Yapay Zekâ Dosyası ile karşımızda. Oldukça çetrefilli ve zihinleri karıştıran böylesine bir konuyu dergi sayfalarına taşımayı çok önemli buluyorum. Konunun uzmanı isimlerin de katkıları ile zengin bir içerik Yitiksöz okurlarını bekliyor.

Dosyadan…

Ahmet Dağ-İnsan’ın Düşüşü mü Yoksa Onurlanması mı: Asklepios’un Asası Transhümanizm

“Sadece insanı değil onun içinde yaşadığı çevreyi de (habitus, mimari ve araçlar vs.) dönüştürmek isteyen transhümanizm, insanın mevcut durumunu yetersiz görerek bu durumu aşmak, ilerletmek isteyen bir harekettir. Transhümanizm, insanlığın fiziksel ve entelektüel sınırlamalarını aşma ve nihayetinde kendini dönüştürme yeteneğine olan inancı ifade eden bir bakış açısıdır.”

Kasım Küçükalp – İnsan Tasavvurunun Dönüşümü Bağlamında Transhümanizmin Hümanistik Kökeni Üzerine Bir Deneme

“Spesifik olarak hümanizm ve transhümanizm kavramları bağlamında ifade edildiğinde, belli birtakım hususlarda ayrışsalar da, transhümanizm kavramının insanın konumu ve potansiyeli hakkında ortaya koymuş olduğu yaklaşım biçimlerinin köken itibariyle özne-merkezli ve hümanistik bir karakter arz eden modern bilinç ve zihin felsefelerine dayandığı söylenebilir.”

Ahmet Dağ ile Söyleşi

“Tanrı’yı dışlayan, insanı merkeze alan ve kutsalı dünyevî olanla ikame etmeye çalışan seküler bir dünya görüşü olan transhümanizm, yalnızca teolojik bir reddiye değil, insanı tanrısal yetilerle donatmak isteyen yeni bir varlık ve inanç tasavvurudur.”

“Nietzsche’nin üst insanı (ubermensc) ile transhümanizmin posthuman’ı arasında insana dair idealleri bakımından benzerlikler olsa da derin felsefî, epistemolojik ve ontolojik felsefi farklılıklar var. Her ikisi için de insan, sabit ve nihai bir varlık değil. Yetersiz gördükleri mevcut (potansiyeli olan) insanı aşmak ister. Ölüm sonrası hayatı ve kurtuluşu reddederek, cenneti ve ölümsüzlüğü bu dünyada arıyorlar.”

“Transhümanist düşüncede “kurtulma” ve “yücelme” duygularının baskınlığı, insanın tarih boyunca taşıdığı eksiklik ve sınırlılık duygusunun modern bir yansımasıdır. Mevcut insandan memnun olmayan transhümanistlere göre insan, fiziksel ve biyolojik sınırlamalardan kurtarılması gerekilen bir varlık.”

Tuba Nur Umut – Haddin Görmezden Gelindiği Bir İdeoloji: Transhümanizm

“Sınırlarıyla anlam kazanır varlık. İnsan olmak da, bir açıdan sınırlarla malul bir varlık olduğunu, sınırlarının ne olduğunu idrak etmektir. Hastalıklar, acılar, yorgunluk, yaşlılık insanın bedeninin hududunu fark etmesine vesile olurken ölüm; doğrudan fâniliğiyle insanı yüzleştirir. İnsanlık tarihi, bir yandan sınırlı olmanın farkındalığıyla anlam dünyalarını kuranların, diğer yandan ise bu sınırlılıklarla hesaplaşarak onları aşmayı arzulayanların hikâyelerini barındırır.”

Muhammet Enes Kala ile Transhümanizm ve Ölümsüzlük Arzusu Üzerine Söyleşi

“Bedenli ve dünyalı canlıyız. Beşeriyetimiz verili, ortak ve fizikîdir. Beşeriyet üzerine tercihlerimizle inşa ettiğimiz şahsiyet varlığıyla ise biz insaniyete adım atarız. Beşeri, insan kılan birtakım melekelere ihtiyaç vardır; idrak, irade, vicdan, hissiyat, muhayyile vs. bunlar bir araya gelir ve insanî özelliklerimizi oluşturur. O hâlde biz beden, nefs ve ruha sahip olmakla bu farklı ama birbiriyle refakat hâlindeki boyutlarımızı mezceden beşer insanlarız.”

“Ünsiyet ihtiyaçtan çıkar. O hâlde sadece amaç edinilen maddî terakki, uzun ömür, güçlü bedenler, daha üst bir gaye ve değer olmadan bizi daha huzurlu ve mutlu etmeye yetecek midir? Buna ancak manevî tekâmüle giden bir vasıta olarak bakabilirsek başarılı olabiliriz.”

Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Güncel Algılanması

Ali Galip Yener; Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinden yola çıkarak dijital neoliberal düzenin insanı tüketime hapseden, ütopya ve geleceği yok eden psikopolitik tahakkümünü ele alıyor. Fredric Jameson’ın Ütopya Denen Arzu çalışmasıyla Batı’daki ütopyacı program ve dürtü ayrımını, kapitalizmin krizine karşı radikal alternatiflik sunan tarihî bir araç olarak inceliyor. Buna karşılık Sezai Karakoç’un Diriliş fikrini, Batı ütopyalarına karşı İslâm sitesini (şehir+toplum) yeniden kuran, taklit değil diriliş odaklı bir medeniyet telakkisi olarak konumlandırıyor ve kapitalizmin tahribatına karşı alternatif modernleşme için ütopyanın muhafazasını savunuyor.

“Ütopya meselesi Batı medeniyetinin kapitalist ilerlemesi ile dolaysızca ilişkilidir. Doğu medeniyetinde ütopyalara nasıl yaklaşıldığı konusunda ise yazının sınırları içinde sadece İslâm medeniyetini ve Diriliş fikrini ele almaya çalışacağız. Önce medeniyetin tanımına bir bakalım. Türkçede bu kelimenin ilk kullanıcısı muhtemelen Sadık Rıfat Paşa’dır (1838). Medeniyet kelimesi Bianchi’nin Fransızca-Türkçe Sözlüğü’nün 1843 baskısında görülür. Latince “civitas” yani şehre ait olan gibi, şehir anlamındaki medine’yi hatırlatan medeniyet kelimesi 1860’lardan sonra yaygın olarak kullanılır.”

Geçip Giden Günler’den

Ali Karaçalı, günlüklerine devam ediyor. 2008 yılındayız.

16 Ocak 2008 – Sabah önce Gazi Mesleki Eğitim Matbaasından Zekai Durmaz’a, oradan da Türkçe Sözlük’ün baskı durumunu kontrol için birlikte Semih Ofset basımevine geçtik, baskı durumu ve teslimatla ilgili basımevi sahibi Mustafa Çakır Bey’le görüşüp bilgi aldık.

17 Ocak 2008 – Yaşamın özüne dokunamadan, kıyısına sürüklenen tortular gibi. Tutar gibi olurken yeniden kaçırdığımız o şey.

24 Ocak 2008 – Eşim Bahar, sabah arayıp haber verdi: Nurettin Başer ölmüş. Yıllar önce birkaç yıl Yayımlar Dairesinde başkanımızdı. Ben onun Şube Müdürüydüm. Mutedil bir insandı, insanlara iyi davranırdı. Hasan Ali Yücel’in kavramsallaştırmasıyla “İyi vatandaş, İyi insan” tanımlamasına uygundu. İnanmıştı. Dürüsttü.

Yitiksöz’den Öyküler

Yunus Develi – İki Zamanın Birleştiği Yer

“Kontağı çevirdi. Cevap gelmedi. Anahtarı düzeltip biraz daha kuvvetlice çekti besmeleyi. Yarım ağız söylemiş olmalıydı. Tabii ki cevap gelmeyecekti. Alındı bu, euzübesmele istiyor… Şeytanın üzerine de bastırdı biraz, taciz edercesine. Sonuç yok. İyi kovamadı herhâlde. Yüzsüz n’olacak. Kapıdan kovsan pencereden girer.”

“Evi az ilerideymiş. Ezanı bekliyormuş. Hava güneşli olunca içeriye girmek istememiş… Ben de yeni yoldan gelmiştim, dedi. Aslında korkuyordum, oralarda başıma iş açar, diye. Yola çıkmadan günler önce takip de ettim üstelik. Sesinde bir değişiklik filan var mı, diye. Hiç sinyal vermedi…”

Selim Erdoğan – Sizlere Ömür

“Çöp tenekesinden akan katran kıvamında simsiyah su birikintisine basmak istemeyen bitkin ve yaşlı bir köpek önümde ilerliyordu… Sırtında kabuk bağlamış yarayı kaşıyacak birini arar gibi sağa sola bakınsa da eminim ki kediye bulaşmak aklının ucundan bile geçmiyordu.”

Emame Akman Harmancı – Bayan Kuaföründe

“Kuaför abla bizi görünce “hoş geldiniz ablam, şöyle oturun, az sonra alcam sizi” diyor. Saç boyasının dibi gelmemiş de sanki sarı renkteki kafasının ortasından kalın siyah bir otoyol geçiyor gibi. “Selim’e bir gidip sorsana. İnsan evlenip pişman olur ayrılırsa mı daha kötü yoksa düğün günü ayrılıp düğünü iptal ederse mi?” Bunu söylerken parmaklarını sabırsızca çıtlatıyor. Kollarımdaki yükü bekleme koltuklarına bırakıveriyorum.”

Sudem Metin – Balıklar gömülmez

“Mehmet yol kenarında ölü bir kedi bulmuş. Ağlaya zırlaya koşarak getirdi yanıma. Ne ağlıyon len, dedim, ölen senin kedin mi? Yok değil, dedi. Ya ne o zaman, dedim. Yolda yatar görünce ağlamam geldi, dedi. Ülen Mehmet, dedim, ne sulu gözmüşsün ha. Napcaz bunu, kurda kuşa yem olacak hep, dedi. Dedim, napcaz, gömecez tabii. Ölenler gömülür. Gerçi benim de balığım vardı bi zamanlar çok severdim, tupturuncu, upuzun kuyruklu, öldü sonra.”

“Nenem sonra hep bizde kalmaya başladı. Anamı da tandıra sokmadı. Bi daha da bazlama yaptırmadı. Pek severdim anamın bazlamalarını. Domat koyardık arasına, Zahide’ye de içinin yumuşağını verirdik. Neneminki güzel olmuyor, hep yakıyor üstünü. Hiç sevmiyorum onu. Nenem tandırdayken anama sordum ama. Ana, dedim, Zahide’yi neden gömdüler. Ölenler gömülür, dedi.”

Gülçin Yağmur Akbulut – Yoksul Yalı

“İmtihanların en ağırı evlat imtihanı olsa gerek. Azize, yaralı Azize, perişan. Oğlu madde bağımlısı. Esrarkeş, eroinman. Kızını ipten aldı babası. Ölmedi ama yatağa bağımlı. “Uzun süre oksijen gitmemiş beynine.” demiş doktorları. Kalan ömrünü bir bitki misali geçirecek. Nasılda güzel yavrucak. Elma elma yanakları. Daha on beşinde çocukcağız. Kim bilir hangi dermansız dert, ilmiği boynuna geçirmesine sebep?”

Vedat Ali Kızıltepe – On Yedinci Peron

“Otobüs usul usul şehrin terminaline giriş yapmıştı. Hava iyiden iyiye aydınlanmış, terminalin üzerine çöken gecenin mahmurluğu, çığırtkan çalışanlarının sesi ile hareketlenmeye başlamıştı. Araçtaki yolcular saçını başını düzeltiyor, inmek için son hazırlıklarını yapıyorlardı.”

“On beş dakika sonra gelmişlerdi. İnip usul usul yürümeye başladılar. Sahile gelmişlerdi. Sahil koca yaz boyunca coşkuya doymuştu. Artık sonbahar ve Kasım ayında anlaşılan deniz insanlar için pek bir anlam ifade etmiyordu. Koca sahilde üç beş kişiden başka kimse yoktu.”

Yitiksöz’den Şiirler
kan kustum kızılcık şerbeti içtim dedim
midenizde balon ofisinizde uşak elinizde kan
biz de öyle dediniz keşke duymasaydım
bilmez miyim geç kaldınız daha fazlasına
sonuna varamadınız her türlü tattığınız şeyin
iş bilmez tüketmez lanetliler yüzünden
Mehmet Narlı

delisi dışında derlerdi
bazı geceler kederlenip göğsünde gül
anasını göçük evden alıp taşıdığı
tabutta yatardı saraçhane’de

çaya üç şeker atardı
üçüncüsünü ayrı ve nazikçe
anamın tatlı canı için derdi
ölür gibi içerdi
Bünyamin K.

biliyorum rüzgâr başladı başlayacak
tragedya başladı başlayacak
açacak gök yok omuzlarda
omuzlarda hayal omuzlarda umut
tut ki herkes öldü ama neden
yarasadan gelen yalan
ayaklarından tutuyor ezberden
Cafer Keklikçi

Toprağın, rüzgârın ve suyun huyu değişti
Şehirler, evler ve balıkçı tekneleri
Ateşte kül toprakta gül kanımızda uğultu
Ne ölümün dumanı söndü ne yaşamak
Mezarlar, kışlalar ve tüneller arasında
Onların karanlığına dokunur ışığın
İbrahim Gökburun

boyunlarında ferahnak makamında muskalar
gitmekle kalmak arasında yeniden doğmaya
ağızlarından iştiyakla karanlığı tüküren kar beyaz
huşuyla başka alemleri seyreden ateşin goncalar
Kadir Ünal

A kuzum, a şiirin binbir
hâlini resimleyen romancı!
Kim yazarsa gökyüzüne
Tanrı’nın huzurunda okuyacağı
Çocuk Atlası’nın son şiirini
Binerek hayal atına
Uğurlamaya gelecek
Cennetin yaşı küçükleri
Konuştuğu çiçeklerin hepsi
Ve kuşlardan sessiz bir koro
Mustafa Ruhi Şirin

Klas Duruşun Ustası Çelik Adamın
fotoğrafına bakıyoruz Anneler ve Kudüsler’in
tam ortasından. Soluğunda gül kokusu, selam
gönderiyor Ulu Önder’e. Biz var olmakla – Kudüs
arasında gidiyoruz binlerce kez ve dönüyoruz kan
içinde. Başının üzerinde bir öbek güvercin,
dönüyor ha dönüyor Çelik Adamın!
Daha aşağıda bir kelepçeden sızan kan
bir gül bağçesine dönüşüyor aynı anda;
Adem Turan

nereden geliyorum
kalbimdeki her şeyi yutan kara delikten
takvim yapraklarından fırtınalar beğendim kendime
zemheriler ve karakoncoloslar
filiz kıranlar ve bıldırcın geçimleri
koç katımları ve bağ bozumları
böyle böyle
nice ömür geçer hayat sandığın
nice sandık açılır da
bomboş çıkar çeyizler
böyle böyle anlamsızlaşır
nereden geldiğim
Suavi Kemal Yazgıç

Sohranır gökte melekler ayrı düşme
Sevin sahnın uzasın ruhun serinlesin
Aynı ağacın dalları vurdukça rüzgâr
Tutunur birbirine sarılır yekvücut
Aynı kandan aynı türküden bağrın
Gelir yetişir imdadına yetişir hızır yeşili
Sevin ki vadin neşelensin dağılsın hüznün
Yunus Emre Altuntaş

Papatyalar mermer sulara meze, balıklar çölde akçe
Bu ölümlü bir şiir değildir, ima da değil, vah vah!
Ne kadar cömert değil mi şair, defterleri dürülmüş
Rafa kaldırmış ömrünü, vitrinlere canlı manken hay Allah,
Ayracım bomba etkisi satır arasında, ben sana yeşil
Kapkaranlık günler büyüyor saksıda, tencerede mandal
Yasemin Kuloğlu

Yüzüme çarpan sesin durmadı
buralarda kan, asrın ufuklarından
banka hesapları, piyasalar
bir pazar günü kaldı bana akşamdan
ne yaşadıysak yine gitmek içindi
bütün sabahlar çünkü
burada ekimler şurada pazar kurulacaktı.
Ahmet Tepe

ben
çocukça ölmenin öznesiyim aslında;
çok şükür ki âliyim—
saklambaç dehlizlerini iyi bilen bilge

bu
ilk ölme ödevim değil ki/ Leyla;
külüyle dirilmenin ateşi içindeyim
Yasin Mortaş

yamaca tutunan ağaçlar gibi
denizi seyrettim sabah uzaktan
bildim sonsuzluk var bulunmaz dibi
kurtulsun ayağım artık tuzaktan
Recep Şen

Dağ yürür insan yorulur
insan filmin sonunu beklemekten yorulur
yorulur yaslanacak bir omuz aramaktan
aradığını bulamaz bulduklarını ise unutur
Mustafa Köneçoğlu

 

Kaynak: https://www.mustafaucurum.com/kasim-2025-dergilerine-genel-bir-bakis-1/?sfnsn=scwspwa