GAZZE’NİN DİLİ: YİTİKSÖZ’ÜN VİCDAN DEFTERİ – İMDAT DEMİR, FİLOZOF KİRPİ
Yitiksöz’ün Filistin–Gazze özel sayısı, bir derginin ne yapabileceğine dair sınırları yeniden çizen nadir örneklerden biri olarak karşımızda duruyor. Bu sayı, yalnızca bir “özel dosya” değil; zamana karşı tutulmuş bir vicdan tutanağı, tarihin kanayan yerine düşülmüş uzun bir dipnot, hatta daha fazlası: kelimenin imkânlarını ölümün sistematiğine karşı seferber eden kolektif bir direniş biçimi. Gazze burada bir tema değil; bir ölçü, bir mihenk, insanlığın tartıldığı bir ağırlık merkezi. Yitiksöz, bu sayısıyla edebiyatın süs değil, sorumluluk olduğunu; şiirin estetik bir kaçış değil, ontolojik bir yüzleşme alanı olduğunu hatırlatıyor.
Bu dosyada insanı ilk çarpan şey, seslerin çokluğu değil; acının tekliği. Farklı şiirler, denemeler, söyleşiler ve değerlendirmeler var ama hepsi aynı yaradan konuşuyor. Bu yarayı romantize etmeyen, sloganlaştırmayan, ajitasyona kurban etmeyen bir dil ortaklığı söz konusu. Yitiksöz’ün başarısı tam da burada yatıyor: Filistin’i bir “duygu nesnesi”ne indirgemeden, onu bir tarihsel özne, bir etik çağrı, bir varoluş imtihanı olarak ele alabilmek. Bu sayı, okuru rahatlatmıyor; tam tersine rahatsız ediyor, yerinden ediyor, alışıldık konfor alanlarını dağıtıyor. Çünkü Gazze, konforu olanların meselesi değildir; vicdanı olanların meselesidir.
Dosyanın şiir kanadı, bu sorumluluğu en çıplak hâliyle üstleniyor. Burada şiir, metafor üretme yarışına girmiyor; kanı estetize etmiyor; çocuk ölümünü bir imge gösterisine çevirmiyor. Aksine, kelimenin utandığı, suskunluğun suç ortaklığına dönüştüğü bir yerde, şiirin “son çare” olarak konuştuğunu görüyoruz. Bu şiirlerde kelime, bombaya rakip olmaya çalışmıyor; bombanın açtığı boşlukta insan kalabilmenin imkânını arıyor. Zeytin, anahtar, çocuk, enkaz, kefiye gibi imgeler tekrar tekrar karşımıza çıkıyor ama her seferinde başka bir yaraya dokunarak. Bu tekrarlar, bir estetik tembellik değil; aksine hafızanın inadı. Çünkü Gazze’de unutmak, ikinci bir ölüm demektir.
Deneme ve düşünce metinleri ise dosyanın omurgasını oluşturuyor. Filistin meselesi burada salt politik bir çatışma alanı olarak ele alınmıyor; modernliğin ahlâk krizi, Batı düşüncesinin kör noktası, insan hakları söyleminin ikiyüzlülüğü bağlamında tartışılıyor. Özellikle hafıza, soykırım, tanıklık, sömürgecilik ve direniş kavramları etrafında kurulan metinler, bu sayıyı geçici bir “gündem dergisi” olmaktan çıkarıp kalıcı bir referans metnine dönüştürüyor. Yitiksöz, Filistin’i savunurken hamasete yaslanmıyor; düşüncenin soğukkanlı ama sert imkânlarını kullanıyor. Bu da dosyanın en güçlü yanlarından biri.
Bu bağlamda, dosyada yer alan benim yazım —“Cesaret Niceliksel Değil, Filistinli Çocuğun Tekil İsyanıdır”— da bu genel hattın içinde okunmalı. Bu metni kaleme alırken niyetim, Filistin direnişini sayılarla, istatistiklerle, kalabalık miting görüntüleriyle değil; tekil bir çocuğun, tek bir bakışın, tek bir itirazın ontolojik ağırlığı üzerinden düşünmekti. Çünkü Gazze’de cesaret, çoğunluk olmakla ilgili değildir; hayatta kalmanın bile bir direniş sayıldığı bir yerde, var olmayı sürdürmenin ahlâkıyla ilgilidir. Yitiksöz’ün bu sayısı, tam da bu tekilliği koruyan, çoğul ama dağılmayan bir vicdan dili kurmayı başardığı için kıymetlidir.
Söyleşiler ve çeviri metinler, dosyaya uluslararası bir derinlik kazandırıyor. Filistinli yazarların, şairlerin ve düşünürlerin sesleri, bu sayede yalnızca “bizim adımıza konuşulan” bir Gazze anlatısının ötesine geçiyor. Gazze burada kendisi konuşuyor; kendi acısını, kendi direnişini, kendi hafızasını kendi kelimeleriyle kuruyor. Bu, çoğu zaman iyi niyetli ama paternalist Filistin söylemlerinin içine düştüğü bir tuzaktan bilinçli bir kaçış anlamına geliyor. Yitiksöz, Filistin’i anlatmıyor; Filistin’le birlikte düşünüyor.
Bu sayının bir diğer önemli özelliği, İslâmî duyarlılıkla evrensel etik arasındaki dengeyi kurabilmesi. Metinlerde imanî bir dil var ama bu dil kapatıcı, dışlayıcı, sloganvari değil. Aksine, insan onurunu merkeze alan, adalet fikrini teolojik bir refleksin ötesine taşıyan bir yaklaşım söz konusu. Kudüs, Gazze, Mescid-i Aksâ gibi mekânlar kutsallık hiyerarşisi içinde ele alınırken, bu kutsallık insan hayatının önüne geçirilmiyor. Bu, özellikle günümüz teopolitik söylemlerinin sıkça düştüğü bir yanlışı aşabilme becerisini gösteriyor.
Yitiksöz’ün editoryal cesareti ve bu cesaretin arka planındaki emek, özellikle bu sayıda daha berrak biçimde hissediliyor. Böylesi hacimli, böylesi politik ve böylesi ahlâkî bir yükü taşıyan bir Filistin–Gazze dosyasını dağılmadan, ajitasyona savrulmadan, estetikten ve düşünsel derinlikten taviz vermeden kurmak, sıradan bir editörlük pratiğinin çok ötesinde bir irade gerektirir. Bu noktada Duran Boz’un ismini özellikle ve iyilikle anmak gerekir. Çünkü bu sayı, yalnızca metinlerin toplamı değil; metinler arasında kurulan sessiz bir ahenk, bir vicdan koordinasyonu ve ortak bir etik yön duygusunun ürünüdür. Duran Boz’un editoryal sezgisi, dosyayı “tepki veren” değil “tanıklık eden” bir düzleme taşıyor; Filistin’i geçici bir gündem başlığı olmaktan çıkarıp kalıcı bir hafıza meselesi hâline getiriyor. Yitiksöz’ün bu sayısı, aceleyle kotarılmış bir refleks değil; sabırla örülmüş bir sorumluluk metniyse, bunda editoryal aklın sakinliği kadar, ahlâkî titizliğin ve düşünsel omurganın payı büyüktür. Bu sayı, tam da bu nedenle, bir dergi çalışması olmanın ötesine geçerek kolektif bir vicdan metnine dönüşüyor.
Finalde Yitiksöz’ün Filistin–Gazze özel sayısı, yalnızca okunacak bir dergi değil; taşınacak bir yük, paylaşılacak bir sorumluluk, devredilecek bir hafıza parçasıdır. Bu sayı, yıllar sonra dönüp bakıldığında “orada ne yaptınız?” sorusuna verilebilecek ender yüz akı cevaplardan biri olarak kalacaktır. Çünkü Yitiksöz, bu sayıda tarafsız kalmayı değil, insan kalmayı seçmiştir. Ve bazen bütün mesele budur.
Gazze yanarken edebiyat ne yapar? Yitiksöz bu soruya yüksek sesle değil; derin, ağır ve kalıcı bir sesle cevap veriyor: Tanıklık eder, hatırlar, utandırır ve direnmeye devam eder.
Yitiksöz’ü hazırlayan editoryal emeğin yanında, bu dosyanın kurumsal sorumluluğunu üstlenen Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın ortaya koyduğu yönetsel irade, sıradan bir destek olmanın çok ötesindedir. Böylesi bir Filistin–Gazze sayısının arkasında durmak, yalnızca kültürel bir tercihi değil; siyasal konforu riske alan bilinçli bir ahlâkî pozisyonu ifade eder. Bu duruş, takdirle anılmayı değil; kamusal vicdan adına kayda geçirilmeyi hak eden bir sorumluluk bilincidir.
Kaynak: https://www.imdatdemir.com/gazzenin-dili-yetik-sozun-vicdan-defteri

























