AŞKIN MUKASSEM FALI

I

yağız sultanlığın kıvrımında
sahtelikler yoğuran hannâs
nazlanan hülyasıyla baharın
güneş toprağın sonsuzu
karanfilleri anlatan şiir
taşlaşmış günahların halkasından
sınanışın alevli rüzgârlarına
gözleri bir güneyli sürgünün
olmayan dünyasıyla geçmişe bakan
mansûr

unutmalardan bir deniz sanki
uzun yoksullukların şârihi
yüzün
çağırmalarla sorumlu rûzigâr

bilinmez sergenlerin dehlizi
yeryüzü çobanım
sen ki
HÂBİL gecelerinin güvercini
köpükleşen seslerin çavlanından
âşikâr gemiler kaldıran
kervanın yürümüş gidiyorsun
ufkun derkenarıyla
geçmişin kalbe yakın duyargalarına
bakabilseydik bir
kederler derlenen senelerden
talihi belirsiz kabartmalara
ne sevinçler bayraklaşırdı
bilincin yasaklanan dağından

sen kasırgalar getiren mîlât
anlamın kaybedilmiş kumsalı
münzevî takvimiyle yakarışın
tarihin zabtedilmiş vadisinden
biriken aşkların gösterisine
buğday
değil mi ki duâ
küllî hoyratlığın tılsımı
bir müthiş akın
taraçaların uyku tutmayan aynasında
azaplara bedel tayları ruhumun

görülsün kimden yana
sınavların ağartan çizgisi
beklendikçe kalbin köşelerinde
utkunun yağmurlaşan savunması
kolkola çıksak bir
cenklerin destansı aydınlığına
ne kuşlar kanar
benliğim
muhacir yüreklerin süvarisi
gözyaşlarıyla beslenen halk gibi
şikâyetsiz
bir zümrüdüankâ
geçtiğimiz dostluk tüneli
 
/sunağı reddedilmiş kardeşim
gönlünü kana: uzatma
elini taşa
bahtın mukassem falı
açmıyor senden yana
 
masallara çağrılan sükût
kaderim
mülkün değil
her güzel doğan/
 
açıldıkça yâr gören rüya
çevrilse de göğün habercileri
dilin ihanetin dili
emeğin çözülmüş simgesinden
uzaklara düşen yârim
rıza:
bir katılış yerine göre
sevginin kabaran selinden
zulmün gösterdiği yöne
gel yakma gövdeni
kemiren ateşler içre
vurulduğun heyûlâ
engerek seslerinden bir duman
yaşamı anlamsız kılacak ne varsa
kirli sarı camların kurmacasıyla
desem ki gömelim
dembedem ışınlanan tarihe
kalmasın tek
ölüm ilânlarının tarlası
 
II
 
/ben:
kör duyguların sahibi
öldürmekten gayrı
görmüyor gözüm
cinnetin yeryüzü çölünde/
 
develerin talihi
yanmak değilmiş meğer
tutkuların gemalmaz sahrasına
bir feodal tuzak
KÂBİL:
anlatılmadı hiç
şehvetin varlık bulmacası
çokuluslu aksanıyla sömürünün
toplu kıyımların sahnesinde
toprağın
öldürme nedeni olduğu
 
kentin orta yerinde
yok
taştan gayrı silah
dünyasında özel kesimevlerinin
alkışlanan bir uzun cellâttır
patronların kanlı salıncağı
yuvarlandıkça kendine akan
inkârın yeryüzü seyri şimdi
günlerdir
yalıyor kasabalara kadar
 
kağşayan sinirleri zamanın
cinayetler: paylaşıldıkça arada
su yerine kan
resmen ve binbir hileyle çizilmiş
dağılmış resmine ailenin
zarlar atılsa ne çıkar
gözlerine kor düşmüş Kudüs’te
 
/taşlar kırsan da başımda
el kaldırmam sana
hayat kanlanmasın yeter
kan gören kavliyle haçın
yürek dilim dilim
içine akan ağıtların damarı
en soylu çağından zamanın
kapansın arkadan gelenlere
kardeş katlinin kapısı/
 
giydirilmiş gülleriyle hayallerin
elbet gün gelir
tükenir yalanların gecesi
mushaflar kavranırsa bir
vakti genişleten ayetlerin ışıltısı
medine günlerinin muştusudur
beş devir içevini taşıran su
bir işaret canların canına
ya/sin dağlarını geçen kaval
varsın okşasın yüzlerdeki efkârı
 
III
 
öldürmek utancın belgesi
kardeşim sen
uzandıkça boylu boyunca
şaşkınlığım adresim benim
 
/ey karga
öğret bana
mezar kazma bahsini
bilmedim hiç
ölüler nerde yatar/
 
IV
 
kuşların kumrusu
ölümü bilme dersinde
olamadık senin kadar
 
sevdakarası ayaklarınla
gösterdiğin şu çukur
kıyametin önbaharı
 
V
 
gel başla artık
umulmadık suların dervişi
sen
eşildikçe genişleyen isyanım
bir görklü soluk şimdi
taze ölümlerin fetvası
gençliğim
hoş saatlerin bakir yaprağından
kızılcık dallarına savrulan güzdür
kendinden emin gecelerin taşında
varla yok sayıklaması
ruhun
sıcak namlusuyla
billurlaşan hatıra
sabır giydirilmiş
bir harftir bize
 
koştuğum suların kıblesinde
nedametin ömre bedel türküsü
aşk:
fetretin hasrete aktığı yazdır