Ağustos 2024 Dergilerine Genel Bir Bakış-1 – Mustafa Uçurum
Yitiksöz’de İbrahim Demirci Dosyası
Yitiksöz dergisi 24. sayısında İbrahim Demirci dosyası ile karşımızda. Şiirleri, çevirileri, dil üzerine çalışmaları, editörü olduğu çalışmalar derken Demirci, tam tekmil bir edebiyat adamıdır. Titizliğiyle, herkese değer veren engin hoşgörüsü ile tanımaktan mutluluk duyulacak bir büyüğümüzün usta kalemlerce anlatılması da ona verilen kıymetin bir göstergesidir. Yitiksöz, vefa anlamında çok önemli işlere imza atıyor.
Dosyadan altını çizdiğim satırları paylaşacağım.
Ali Ulvi Temel-Onaran Yazılar
“İbrahim Demirci’nin Hece Yayınları’ndan çıkan, Yaralı Yazılar’ını ikinci baskısından okuyorum. Kitap, yazarın, zamanında Yeni Şafak gazetesinde yayımlanmış yazılarından oluşuyor. Yazılar, Türkçe’nin yanlış kullanımlarını eleştirip düzeltirken, doğru ve güzel Türkçe yazımının örneklerini de veriyor. Yazar aynı zamanda “deneme” türünün zarif örneklerini de göstermiş oluyor bu yazılarda.”
Abdullah Harmancı – İbrahim Demirci Estetiği
“Belki de beni hayatımda -özellikle edebiyat alanında- en çok eleştiren kişidir. Çok tuhaf bu. Tuhaf çünkü kimsenin aklına (olumsuzlama anlamında) eleştirmek denince Demirci gelmez. Oysa en çok eleştirenlerden biridir. Sorgulayan. Şüphe duyan. Eksiği veya yanlışı gören. Ama incitmez. İncitmemek için bir çabası yoktur. Kendini frenlediği için incitmiyor değildir. Doğal olarak incitmez. Maksadı eksik veya hata bulmak da değildir. Aslında sorgulayıcı ve eleştirici özelliklerinin derininde durmadan işleyen bir mekanizma var.”
Duran Boz – İbrahim Demirci’de Dil ve Düşünce Dikkati
“Demirci’nin yazılarındaki lügat atıfları, onun dille ürettiği düşünceye verdiği önemi ifade eder. Günümüzde hayatiyetini devam ettiren kelimelerin uğradıkları anlam suikastının soruşturulmasına odaklar dikkatini. Âdeta dünle bugünü aynı terazide tartmak suretiyle zamanın iç anlamını idrak etmeye çabalar. Düşünce ve eylemlerinde uygarlık değerlerini mihenk alır. Uygarlık değerlerine yabancılaşmış yazarın tavrını yargılar.”
Bilal Can- Bir EDEBİYAT Adamı: İbrahim Demirci
“Uzun bir edebiyat geçmişine sahip olan Demirci’nin bir tür edebiyat hafızası olduğunun da altını çizmemiz lazım. Yazarın Türk Edebiyatı’nın geçmişten bugüne geçirmiş olduğu süreçlere dair izlenimlerini, incelemelerini, edebiyata dair görüşlerini, dil hassasiyetini birçok dergide yazdığı yazılarda izlemek mümkün. Yazım serüveninde çok önemli bir yere sahip olan Edebiyat Dergisi ile çeviri, hikâye, deneme ve şiir ağırlıklı eserleri yayınlanır.”
Metin Kaplan – Yaşamanın Kucağında Büyüyen Şair
Şair Demirci’nin “yaşamanın kucağında” adlı kitabında ne tam “azade” ne de tam “bilgece” şiir olan ama “azade” ile “bilgece” şiir arasında gidip gelen, her ikisinden de renkler barındıran çok sayıda şiir yer almaktadır. Araftaki şiirler… Örneğin şairin Yedi İklim, Hece ve Okuntu dergilerinde yayımlanan şiirleri bu bölüm içinde sayılabilir. Aslında bu tam da yaşamanın kucağında büyüyen bir şairin ve şiirin serüveninde olması gerekendir. Yaşamanın kucağında olmanın devinimi, saatin sarkacı…
Zafer Ceylan – Dil ve Çeviri Emekçisi İbrahim Demirci
“Türkçenin zenginliklerini ve inceliklerini vurgulayan bir isim olan Demirci, dilin doğru ve etkili kullanımına büyük önem verir ve bu konudaki hassasiyeti sadece kaleme aldığı eserlerinde değil, çevirilerinde de açıkça görülür. Kaynak metnin ruhunu ve üslubunu Türkçeye başarıyla yansıtması, yazarın ya da şairin özgün sesini korumaya özen göstermesi ve çeviri sürecinde eleştirel bir bakış açısına sahip olması yaptığı işlerin büyük bir beğeniyle karşılanmasını sağlar.”
İbrahim Demirci ile Hayata ve Yazıya Dair Söyleşi
İbrahim Demirci ile dosya kapsamında bir de söyleşi yapılmış. Sorular; Ümit Savaş Taşkesen’den.
“Birey olarak içinde yaşadığımız koşulların elverdiği davranışları sergilemek bir çeşit zorunluluk: yazın giydiklerimizle kışın giydiklerimiz farklıdır; bunu anlıyorum ama ekmek için, peynir için “katma değer vergisi” ödemeyi hiçbir zaman içime sindiremedim. Bir devletin lüks tüketim mallarından vergi alması olağan, hattâ gerekli görülebilir ama temel ihtiyaç maddelerinden vergi almak bana düpedüz zulüm gibi görünüyor.”
“Filistin artık sadece Arapların veya Müslümanların değil, bütün insanlığın sınav konusu. Siyonizm, Faşizme, Nazizme, Stalinizme rahmet okutacak bir küstahlık ve pervasızlıkla bütün insanlığa saldırıyor.”
“Türküler yükümü hafifletmekten çok ağırlaştırdı. Yemen türküsünü dinlemek şöyle dursun hatırlamak bile gözlerimi yaşartır. Erzurum’da akşam vakti Gazeteciler Sitesinin arkasındaki kömür atıkları arasında bir delikanlının o türküyü söylediğini işitmiş, sarsılmıştım.”
Sanat ve Politika
Sanat ve politika arasında bir bağ var mı ya da olmalı mı? Politize olmuş bir sanatın kuşatma evreninin sınırları nereye ulaşır? Günümüzde her kavramın bir biriyle harmanlandığı gerçeğini düşünecek olursak sanat ve politikanın da ortadan kalkan sınırlarının nereye gittiğini anlamlandırmamız zor görünüyor. Fatih Ertugay, bu iki kavramı işlemiş yazısında.
“Bir eserin politik olması için açık bir gönderime sahip olması gerekmez. Mesela Guarnica sanat tarihinin en politik eserlerinden birisidir. Ancak Jean François Millet’in “Başak Toplayan Kadınlar” tablosu da en az Guernica kadar politik bir eserdir. Bu durumu söze ve müziğe uyarlamak da mümkündür. Nihayetinde bir anlatım ve gösterim olarak sanat, iyi ve kötü idesinden yola çıkması ölçüsünde politik olanın sınırlarında dolaşır her daim.”
“Politik olan, diğer düzeylerden farklı olarak bunu yaparken sanat bunu aynı zamanda hissettirerek yapar. Sonuç olarak sanat eserinin politik olması için hayata, duyguya, estetiğe vb. dair “doğru eğilime” sahip olması gerekmez, “bir eğilime” sahip olması yeterlidir.”
Filistin Edebiyatının 100 Yılı
Filistin üzerine yoğun çalışmaları olan bir isim Peren Birsaygılı Mut. Filistin’i her yönüyle ele alan, orada her alanda süren mücadeleyi daha geniş kitlelere duyurmaya çalışan önemli eserlerin altında onun ismi vardır. Yitiksöz’de de Filistin Edebiyatının 100 Yılı diyerek farklı bir pencereden bakıyoruz dünyanın kan ağlayan coğrafyasına. Yazarın amacı yine aynı; “Filistin halkının davasını daha iyi anlamamıza yol açacak zira bir halkı ve bu halkın mücadelesini anlamak için üzerinde durmamız gereken en önemli noktalardan birisi, o halkın edebiyatı ve sanatı.”
“Roman, şiir, hikâye gibi çok yönlü alanlarıyla Filistin edebiyatı, Filistin ulusal kimliğini muhafaza etmede temel bir katkı sağlıyor. Düşmanlarının varlığını dahi inkâr ettikleri bir toplumu vurguluyor ve bu toplumun yaşadıklarını dünyaya haykırıyor. Ve iki önemli özelliğe sahip.
Bunlardan ilki; hafızayı sürekli canlı tutmak, ki Siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların en önemli hedefi unutturmayı başarabilmektir.
İkincisi de, Filistin’de yaşanan zulmü bütün dünyaya duyurabilmektir. Çünkü edebiyat kadar gönüllere dokunan, kalpleri ısıtan başka bir şey yoktur.”
Âşık Tavrı Olarak Meryem Orucu
Mahmut Gider, Meryem orucunu anlatıyor yazısında. Yani susma orucunu. Bir gün içerisinde konuşmadan durmak. Hem de bunu bir ibadet amacıyla yapmak. Müslümanlar arasında yaygın bir oruç değil bu. Günümüz şartları düşünüldüğünde hiç mümkün görülmüyor bu oruç.
“İlahî dinlerde oruç ibadetinin uygulanma şekli genellikle benzer olsa da farklı formları vardır. Bunlardan biri “susma orucu”dur. İslam’da bulunmayan bu ibadet biçimi, “Yahudilerde ibadet olarak kabul edilmiş ve “sabahtan akşama kadar lakırdı etmeden imsak etme” şeklinde tutulmuştur. Hristiyanlıkta susma orucu nev’inden kabul edilen “Meryem orucu”, belirli bir süre kimseyle konuşmamak suretiyle ifa edilmiştir.”
“Susma orucunu tutmak durumunda kalan hasse “gönül”dür. Gönül, aşk ve ayrılığın tahassüs mekânıdır. Ah u zâr etme yerine meramını susmak suretiyle ifade eder. Susma, kâl diline bakan bir edim olsa da âşık gönlünü susturmak suretiyle hâl diline pranga vurur.”
Kırık Kalemler Dükkânı
İlk kitap heyecanlarını sayfalarına taşımaya devam ediyor Yitiksöz. Bu sayı; Esra Kılıç Türedi’nin Kırık Kalemler Dükkânı’nın hikâyesini yazarından dinliyoruz. Bu yazılar özellikle yazdıklarını kitaplaştırmak isteyenler için önemli bir rehber niteliğinde. Türedi’nin heyecanına biz de ortak ve şahit oluyoruz.
“Dilerim ki ilk göz ağrım, kıymetlim Kırık Kalemler Dükkânı birilerinin yüreklerindeki sorulara uzansın, içlerindeki suskunluklara ses olsun; yalnızlıklarına, anlaşılmayışlarına, kırgınlıklarına, yaralarına dokunsun ve dokunurken de oralara umut tohumları, yağmur damlaları ve ışık tozları serpsin. Bundan sonra da bana, kelimelerime, cümlelerime, öykülerime ilham olmaya devam etsin, düştüğümde beni kaldırsın, hayretimi ve şükrümü diri tutan bir ilk adım olarak hafızamın ve hayatımın başköşesinde sonsuza dek yaşasın.”
Yitiksöz’den Öyküler
Emel Karagzaedik – Gülay Abla Hakkında Konuşulanlar
“Bir sürüklenişin öznesi, babasının gülü, komşumuzun kızıydı Gülay abla. İlk görüşte güzel denilecek kadar güzel! Çok az karşılaşırdık. Bir yerlere gider bir yerlerden gelirdi. Nereye gider nereden gelirdi, bilmiyorum.”
“Gülay ablanın dedikodusunu yapıyor konu komşu. Konuşulanlara her yerde denk geliyorum. Bir veterinerle görüşüyormuş, veteriner evliymiş. Veterineri tanıyorlarmış bizim üst caddedeymiş dükkânı. Züppe, diyorlar komşular veterinere. Düşünüyorum, veterineri daha evvel gördüm mü acaba diye? Anneme soruyorum, annem kızıyor. Büyüklerin lafını çok dinliyormuşum, bana nesiymiş, ben daha çocukmuşum hem derslerime bakmalıymışım.”
Esra Kılıç Türedi – Bin Bir Başlı Şüpheler
“Bilememiştin. İnsanın şüpheyle sınanmayacağını. Hayatın da insanın da denene denene keşfedilmeyeceğini. Denerken hayatının başıbozuk bir ırmağa dönüşeceğini, en yakınındakinin de onunla sürüklenip gideceğini ve avuçlarında kırık dökük şüphelerinle kalakalacağını. Avuçlarına bak.”
“Bilememiştin. İnsanın şüpheyle sınanmayacağını. Şüpheyle sınanan bir insanın her gece sana bir düşman gibi sırtını dönüp her sabah sağ yanına yürümüş bir karınca sürüsüyle uyanacağını ve bundan hiç rahatsız olmayacağını. Her gece terli kâbuslarından uyanıp Esin’in sol eline sımsıkı yapışırdın. Yatağın yanındaki uçuruma düşüp seni bırakacağından ölesiye korkarak yapardın bunu.”
Gülçin Yağmur Akbulut – Çember
“Nabız atışımda hissediyordum kalbimde büyüyen yangınımı. İçimi tekmeleyen öfkeyle fırlatıp attım dışarıya kendimi. Karanlığın köşe başlarında amaçsızca savrulma arzusu, hücrelerime çarpan kederin tastamam yansıması olmalıydı. Gayem, hatırlanmaz bir iyilik misali cadde sokak silinip kaybolmaktı.”
“Ne çok isterdim geri dönmemeyi. Nereye sığınır, ne yer ne içerdim. Çaresizlik bir insanı bu kadar mı acizleştirirdi? Acımış bir ömür, köpürerek, çarpıp duruyordu bedenime. Annem. Bahtsız bedevi. Meraktan çıldırmış, kömüre dönüşmüştür taş bastırdığı ciğeri. Tutuşmuş bir sahra, buzlu bir kış bahçesidir şimdi içi.”
Yitiksöz’den Şiirler
Hayatın sofrada bırakıp kalktığı
Kanıksanmış bir yemeğin artığı gibi
Huzurevinde ölmektense,
Yollarda ölsem, çöllerde
Daha iyi, daha güzel olmaz mı,
Daha yakışmaz mı, şair kuluna!
Cahit Koytak
Bir ırmak diye eğildiğin şu serap
doldurur mu kuyudan çekemediğin suyu
kavuşmak öldürmenin bir çeşidi değilse
kim anlayacak senin tersten okuduğunu
Mustafa Köneçoğlu
a.
Topladığın her şeyi olduğu gibi bırak Hâce; saçında ölü kelebekler
Kapat öyleyse kapıları da Sevgilinin eşiğinde geçirelim bu son geceyi, seninle.
b.
Kapımızdaki bu bayrak yol işaretimiz olsun Hâce, hazırla kendini de gidelim
Yol sadakasıyla çıkalım; ve bir de duaları annelerimizin, ardımız sıra hüzünle gelen!
Adem Turan
eskiyen bakışları kırpıp kırpıp
çıkmaz sokaklara bıraktılar
çık çık çıkrıklar döndü
dönülmez akşamların çıkmaz sokaklarında
oysa bir serinlik bekledik
mesela bir z
raporu vardır şimdi z’nin
çünkü yeminlerimizden başka
içecek zehrimiz kalmamış
oysa kapalı göz kapakları
ve kesilmiş tırnaklar biriktirdim
kendimi görmemek için
yeminlerimi içtiğim kabın
dibini sıyırdım seninle göz gözeyken
hiç z bırakmadım kapta
Suavi Kemal Yazgıç
Mustafa UÇURUM
Kaynak: https://www.mustafaucurum.com/agustos-2024-dergilerine-genel-bir-bakis-1/

























